Yakışmadı bizliğimize böyle sinmek köşelere… Mukaddesatı, beyaz kireç boyalı duvarlara emanet edenlere inat, delicesine bir coşkuyla yerine getirmeliydik ilk emri. Kalabalıklara “durun” diye seslenebilmeli, caddenin çıkmazlığını haykırmalıydık doludizgin. İnfilak bekleyip durmak susturdu göğüs kafesimizdeki garibi.

 

Halbuki infilakın kendisi olabilmeliydik her yeni günde. Yakışmadı bizliğimize, oturmadı üzerimize miskinlerin süslü püslü, sarı sırmalı kostümü…

 

Oysa ki, dilimizdeki destansı nakaratlar inletirdi yeri göğü. Biz konuştuk mu susardı, sükut mahkumları. Biz anlatırdık iyiye dair ne varsa. Öykümüz konuşulurdu köşe başlarında, bulvarlarda, duldalarda. Sessizlerin göğsünü fırtınalı ummanlar misali kabartırdı gür sesimiz. Yıldızları tesbih tesbih çeksek de, arka saflara kapılanır, gözyaşı cezalarında yaşlanırdık.

 

Yakışmadı dilimize başka şarkılar, bu notalara alışkın değil hançeremiz ezelden. Bizlik çilesinin çare bilmez sürgünleriydik. Yağmura tutkunduk, gözümüzü açtık açalı. Kimi zaman firari türkülerle avunur, mistik namelerle sarhoş ederdik benliğimizi. Ayak uçlarına mıhlı gözlerimizi yukarılara kaldırdık kaldıralı sürgünde bizliğimiz…

 

Birkaç dize değil, bir divan çıkardı cümlelerimizden. Her mısrada ayrı bir alem gizlenir, her kafiye yeni limanlara yelken açtırırdı şiir yüklü gönül teknelerimizi. Boranlar, alaboralar değil, unutmak korkuturdu bizi. Ama unuttuk. Ama askıya aldık bizlik destanımızı. Aynalar önümüzü kesmesin diye ceplerimize keskin ve sert köşeli çakıl taşları biriktirdik.

 

Çünkü karşıdaki gibi olmalı, onlaşmalıydık. Adına empati dedik belki bu uçurumun. Anlatmak için anlamak rotasında yolumuzu kaybettik. Zihni suretleri geçirip üzerimize, tanınmazların arasına karıştık. Bu köhne kalabalıkta artık “onlar” karanlığının yalnız, mutsuz ve umutsuz bir gölgesinden başka bir şey olamadık. Yakışmadı bu karabasanlık bizliğimize. Yetmedi mi, yeni ağıtlar ezberlemek, yeni ihanetleri kollamak ve benlik çukurunun derin zeminini aramak uğraşı?

 

Şimdi, vaktidir silkinmek üzerimize yapışan karanlık tortulardan, soyunmak başkasının bedenini, ana rahminden umutla çıkar gibi yürümek hatta koşmak bizlik yolunda, benlikten vazgeçerek… Vaktidir batılın yok olması için yakmak zihin ışıklarımızı, yeniden ve ilelebet.

Ümit ÇETİN