Bugünkü İran, Ortadoğu olarak tariflenen bölgenin köklü medeniyetlerinin mirası üzerinde oturan, tarihsel öfkeleri, gelenekleri karakterine zerk etmiş, yarı sömürgecilik döneminin etkilerini dramatik bir biçimde taşıyan, yayılmacı emellerini modern dönemlerde dahi asla gizlemeyen bir ülke.
Bugünkü İran’ın hatlarını, tarihin ilk süper gücü olarak tanımlanan Ahameniş İmparatorluğu’nun kudreti; Sasani İmparatorluğu’nun bürokratik, kültürel, edebi ve sanatsal genetik kodları; Gazneliler ve Selçukluların stratejik aklı ve vizyonu; Safevilerin de ruhu şekillendirmiştir. Yani bugün, İran İslam Cumhuriyeti olarak adlandırılan devlet, doğal olarak geçmişte bulunduğu topraklarda hüküm sürmüş büyük medeniyetlerin kümülatif bir sentezidir ve her medeniyet İran’ın şekillenmesinde derin izler bırakmıştır ve bugünkü İran’da bir yönüyle yaşatılmaktadır.
Pers (Ahameniş) imparatorluğu, modern İran’ın modüler karakter mimarisinde etkin bir yer tutuyor. Özellikle Perslerin o çağlardaki etkinliği, bugünkü İran’ın hegemonik güç emellerini besleyen en önemli tarihsel-mitolojik kaynaklardan biri. Bugün Pers kimliği, her ne kadar İslam sonrası dönemde kültürel kodlar değişime uğramış olsa da, İran’ın bütüncül karakterinde belirgin bir yer tutmaktadır. Devletin adında dahi Pers geleneğinin ve kendilerini “üstün/ari” görme anlayışının hakim olduğu söylenebilir. Bugün, İran’ın bölgesel yayılmacı anlayışının sadece Şiilikle temellendirilmediğinin, Perslerin kadim mirasının da muhafaza edildiğinin en önemli göstergesi, İslam Devrimi sürecinde “İran” adının korunmasıdır. Nevruz’un Pers tarihindeki yeri dikkate alındığında da görülür ki; bugün İran toplumu geçirdiği onca değişime rağmen, o tarihsel köklere sıkı sıkıya bağlıdır.
Bugün İran’ı şekillendiren en önemli tarihsel katmanlardan biri de Sasani geleneğidir. İran’ın devlet yapısının temelleri o dönemde atılmıştır. İran’ın oluşturmaya ve bir şekilde korumaya çalıştığı “Şii Hilali” emeli, coğrafi olarak Sasani İmparatorluğu toprakları ile örtüşmektedir. Örneğin; günümüzde İran topraklarından kopuk bir coğrafi konumda bulunan Yemen’in, İran ile güçlü bağları, işte o Sasani dönemine dayanmaktadır. Bugün İran’ın eyalet isimleri ve eyalet sisteminin temelini de Sasaniler atmıştır. Bunun korunuyor olması, o dönemin kodlarının hala etkin olduğunu gösterir. Özetle; temelde Sasani topraklarındaki nüfuzun bugün dahi muhafaza edilmesi gayreti, bugünkü İran’ın ana stratejilerini ve emellerini şekillendirmektedir.
Türkler, İran tarihinde gerek hüküm sürme gerek rekabet açısından derin izler bırakmıştır. Gazneliler ve Selçuklular dönemleri İran’ın ilmi, askeri ve stratejik gelişimini inşa etmiştir. Siyasi birliğin oluşturulması, İran kimliğinin korunması ve tarihsel bağların kuvvetlendirilmesi, askeri ve siyasi açılardan köklü bir devlet aklının yerleşimi Türklerin hükümranlık dönemlerinde başarılmıştır. Türkler hala İran toplumunun önemli bir parçasıdır. Safeviler döneminde İran’ı bütünleştiren, ulusal ve dini kimliğini şekillendiren Şah İsmail de Türk kökenlidir. Bugün de İran’da Dini Lider’in ve Cumhurbaşkanı’nın Türk olması bir etkinlik mesajı olarak algılanabilir.
Safevi hakimiyeti modern İran tarihini başlatan ve bugünkü İran’ı da şekillendiren dönemdir. Şiilik bu dönemde İran’da resmi bir hüviyet kazanmış ve devletin yönetimini biçimlendirecek kudrette bir inanç sistemi haline gelmiştir. Bu hem dini hem siyasi rekabetleri doğurmuş ve bugün de İran’da hakim olan “düşmanlarla çevrili ülke” hissiyatını oluşturmuştur. Özellikle Osmanlı-Safevi savaşları modern İran’ın hınç ve öfke kültürünü de alevlendirmiştir. Şiiliği bölge ülkelerine ihraç etme gayreti, İran’ın bölgede “sevilmeyen aktör olma” halini doğurmuş ve bölge ülkeleri ile İran arasında giderek derinleşen bir uçurum meydana getirmiştir.
İran’ın Batı ile misyonerlik faaliyetleri kapsamında başlayan karşılaşmaları ilerleyen yüzyıllar boyunca zaman zaman üzeri kabuk bağlayan, bazen de kanayan bir yara açmıştır. İran, 19. Yüzyılda İngilizlerin Ruslarla rekabetinin tampon bölgesidir. İngilizler Hindistan coğrafyasının kalkanı olarak İran’ı görmüş ve bu bölgede imtiyaz sahibi olmak ve hükümranlık kurmak için gayret göstermişlerdir. İran’ın doğal kaynaklarını sömürme hevesi ile yapılan müdahaleler ise İran toplumu ve Batılı ülkeler arasında tarihsel bir öfke duvarı örmüştür. İran’da kurulan kukla yönetimler, İran kaynaklarını millileştirme adımları atan 1950’li yılların Başbakanı Muhammed Musaddık yönetiminin darbe ile devrilmesi, bu duvarı tahkim etmiştir.
İran’daki Şah rejiminin halkla arasındaki mesafe artışı ve Batı’nın gözünde Şah’ın kontrolden çıkıyor olması, İran’da rejim değişiminin kapısını araladı ve İran’ı müdahaleye açık hale getirdi. Anti emperyalist bir söylem üzerine başlayan devrim süreci, Humeyni’nin etrafında toplanan hareketin Şah’ın devrilmesi sonrası oluşan boşluktan yararlanarak devrimi sahiplenmesiyle sonuçlandı. Nihayetinde bu çalkantılı süreç, İran’da yeni dönemi başlattı. İran, bazı temel kodlara sadık kalınarak her açıdan yeniden formatlandı ve İran İslam Cumhuriyeti kuruldu. Buna göre İran’da Velayet-i Fakih sisteminin kurumsallaştırılması ile dini söylemler üzerine meşruiyetini inşa eden bir otoriteye, mutlak güç devredildi.
Batı ve özellikle Batı’nın lideri pozisyonundaki Amerika Birleşik Devletleri “büyük şeytan” ilan edildi ve bugünlere uzanan çatışma iklimi kuruldu. İran zamana yayılan kapsamlı bir ambargo ve kuşatma ile karşı karşıya kaldı. Bu, rejimin Batı’ya, Batı’nın rejime yönelik öfkesini körükledi. İran tarafından ABD’nin bölgedeki ileri karakolu ve temsilcisi olarak görülen İsrail ise “küçük şeytan” olarak kodlandı. İsrail de aynı şekilde, İran’ı her zaman kendisi için bir tehdit olarak tarif etti. Asimetrik savaş ve vekalet savaşları süreçleri ile İran-ABD-İsrail üçgenindeki sıcak gerilim çeşitli dozlarda ve biçimlerde daima taze tutuldu.
Bugüne gelindiğinde mesele ne sadece nükleer kapasite artırımı ne de sadece enerji koridorlarını ele geçirme hevesi ile sınırlı. Geçmişte İngilizlerin Rusya’ya karşı kurmaya çalıştığı bariyerin bir benzeri Çin’e ya da birkaç güce birden kurulmak isteniyor olabilir. Tabii ki İsrail’in maksimalist ve kadim bölgesel emellerine hizmet etme gayesi de hep mevcut. ABD yönetiminin yeni nesil dünya imparatorluğu iştahı da göze çarpıyor. Bu çatışma iklimindeki aktörleri kategorize ederek yan yana yazdığımızda ortaya çıkan tablo tam bir kaos görüntüsünü yansıtıyor. Belirsiz alanlarla dolu bu tabloda “İran neden böyle?” sorusunun yanıtı da net bir biçimde verilemiyor. Belki de “İnsan karakterini kendisi oluşturmaz; karakter, çevre ve şartlar tarafından ona verilir.” diyen Robert Owen ile “Coğrafya kaderdir.” diyen İbni Haldun yeniden doğmalı ve kafa kafaya verip bu zor soruya yanıt veren yeni şeyler söylemelidir kim bilir?